Organizasyon
Komitesi
Organizasyon
Komitesi
TR
EN
EN
Sempozyum
Hakkında
Sempozyum
Hakkında
Konuşmacılar
& Program
Konuşmacılar
& Program
Sempozyum
Fotoğrafları
Sempozyum
Fotoğrafları
Konuşmalar
Konuşmalar
Basın
Basın
İletişim
İletişim

İDSB Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu’nun

Uluslararası Endülüs Sempozyumu Açılış Konuşması

Bismillahirrahmanirrahim,

Saygıdeğer misafirler,

Muhterem ilim adamları, sivil toplum temsilcileri, İDSB’nin değerli üyeleri,

Kıymetli hanımefendiler, beyefendiler,

Değerli basın mensupları,

Allah’ın selâmı hepinizin üzerine olsun.

İslâm Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB)’nin tertip etmiş olduğu Uluslararası Endülüs Sempozyumu’na hoş geldiniz, safalar getirdiniz.

 

Değerli dostlar,

Bu yıl Endülüs’ün fethinin 1300. Yılı.

İslam âleminde çok meşhur olan büyük İslam komutanı Tarık bin Ziyad, İspanya’daki ilk fetihleri 711’de gerçekleştirdi.

İhtişamlı Endülüs Medeniyeti, İslâm’ın evrensel mesajını Batı’ya taşıdı.

711-1492 tarihleri arasında Endülüs’te yani bugünkü İspanya’nın güneyinde ve Sicilya adasında köklü ve ihtişamlı bir İslâm kültürü gelişmiş, sanattan mimariye, edebiyattan müziğe, bilimden düşünceye her sahada başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkileyen bir medeniyet kurulmuştur.

Endülüs’teki ‘bir arada yaşama kültürü’ de özellikle günümüzde ciddi anlamda tahlil edilmesi gereken bir tecrübedir. Bugün, Endülüs İslam tecrübesinden tüm insanlığın alacağı önemli dersler vardır.

İşte tüm bu ve benzer özellikleriyle İslâm tarih ve medeniyetinin önemli bir dilimi olan Endülüs tecrübesini Müslümanların Endülüs’te bulunmalarının 1300. Yılında uluslararası bir sempozyumla değerlendirelim ve bu konudaki duyarlılığı artıralım istedik.

Ayrıca, İslâmiyet'in sahip olduğu siyasi-askerî güç ve medeniyet bakımından Ortaçağ'da ulaştığı zirve ve Batı aydınlanmasının değer kaynağı ve aracısı olan bu medeniyeti tahlil etmek amacıyla bu toplantıyı tertip ettik.

Ümit ediyorum, birbirinden kıymetli uzman hocalarımızın sunacağı tebliğler ve yapılacak konuşmalar hepimizde yeni ufuklar açacaktır.

“Endülüs’ü anlamak” konulu fotoğraf sergimizin de Endülüs algısını güçlendireceğini düşünüyoruz.

Önümüzdeki dönemde, özellikle genç kardeşlerimizin ve bilim adamlarımızın Endülüs’ü derinlikli ve nitelikli çalışmalarla araştırmasını ve İslam dünyasının Endülüs’e olan ilgisinin artmasını umuyoruz.

Saygıdeğer misafirler,

Roger Garaudy’nin şu tespiti bile düşünen her insanın ve bilhassa medeniyet araştırmacılarının dikkatlerini çekmeli: “Batı, hikmeti kaybettiği için gayesini de kaybetmiştir. Dengeli ve ideal medeniyetin numunesi Endülüs Medeniyeti olmuştur.”

“Asıl önemli olan, Endülüs'e ağlamak veya yüceltmek değil, onu anlamaktır.” diyen Ali el-Cârim de “Gerekli olan gözyaşı değil göz nuru dökmektir” tespitine şu ilâveyi yapıyor: “Batılı zihin, Endülüs'ü anlamak suretiyle ondan yeni bir medeniyete temel oluşturacak malzemeyi çıkarmasını bildi. Ya bizler? Ol mâhîler ki derya içredür deryayı bilmezler!”

Yine, ünlü edebiyat eleştirmeni Harold Bloom’un şu sözü gerçekten düşünmeye değer: “Mevcut kültürel çok kültürlülüğümüz olsa olsa Kurtuba ve Gırnata kültürünün bir karikatürü olabilir.”

Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Curie’nin şu tespiti ise konunun öneminin farkına varmamız için yetmeli: “Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyorduk.”

Sekiz asırlık Endülüs tarihi, başından sonuna kadar, ibretlerle doludur. İspanya’nın fethi, Emevi Devleti’nin bir eyaleti olarak Endülüs, Bağımsız Endülüs Emevi Emirliği, Murâbıtlar, Muvahhidler dönemleri. Endülüs Hilafeti’nin ihtişamı. İlmî, kültürel, mimari, medenî, edebî inkişaflar…

Hangi unsurlar böyle ihtişamlı bir medeniyetin kurulmasında ve yıkılmasında etkili oldu? Daha da önemlisi nasıl oldu da yıkılırken bile Endülüs, tüm dünyaya ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor?

Bu soruların cevaplarını da inşallah bugün buradan ayrılmadan almış olacağız.

Ahmet Davutoğlu’na göre Endülüslüler ‘köprü rolü’ oynayan ve bu rolü ‘kuvvetli bir kimlik’ ve ‘kendine güven psikolojisi’ üzerine kuran bir medeniyet inşâ ettiler. İşte “Endülüs bu köprü rolü içinde erirken bile başka toplumlara hayat kaynağı olacak iksirler sunmuştur.”

TRT’nin 2009’da hazırladığı Endülüs Belgeseli’nde geçen şu ifadelerin altını çiziyorum: “Şam'da giydikleri libâsı Atlas okyanusunda yıkayanların mekânı Endülüs; Sekiz asır süren medeniyet.

İçinde herkesin kendisine yer bulduğu toprakların adı. Müslüman yönetimin açtığı şemsiyenin altında Hıristiyan'ın, Yahudi'nin, Pagan'ın, onca mezhebin; Berberi'nin, Çingene'nin, Kastilyalının, Vizigotun gölgelendiği yer. Her ırk ve her dilin serpildiği toprakların berekete çevrildiği; bilim aşkıyla dünyanın her köşesinden yola çıkanların ulaşmaya çalıştığı en önemli duraktır.

Üniversitenin, reformun, Rönesansın, astronominin, matematiğin, felsefenin, tarihin yeniden mayalandığı hamurun adıdır Endülüs. Medeniyetler çatışması tezleriyle toplumları birbirine düşman etmeye çalışanlara daha bin yıl önceden verilmiş bir cevaptır Endülüs. Hoşgörünün, birlikte yaşamanın ve en iyisini üretmenin mümkün olduğunu ispatlamış yarımadanın adıdır.”

Buradan İslam dünyasına ve tüm dünyaya şu çağrıyı yapmak istiyorum: Gelin Endülüs’ü iyi tahlil edelim. Orada yaşanan güzellikleri yeniden yaşayalım. Trajedileri, düşmanlıkları, ayrımcılıkları, savaşları tekrar etmeyelim.

Değerli dostlar, kıymetli misafirler,

Bildiğiniz gibi, İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) 2005 Aralık ayında resmen kuruldu.

Bugün İDSB, 50 ülkeden 200 üyemizle devasa bir sivil çatı teşkilatı haline geldi.

Hamdolsun geçtiğimiz 6 yılda otuza yakın uluslararası toplantı düzenledik.

“Her sahada ve her ölçekte birlik” gayesiyle çıktığımız yolda bugün İslam dünyasında özelikle sivil toplum sahasında ciddi oranda tanışmalara, ortak proje çalışmalarına ön ayak olduk.

Uluslar arası Endülüs Sempozyumu bu yıl düzenlediğimiz üçüncü uluslararası toplantıdır. Ocak ayında Muzaffarabad’da Uluslar arası Keşmir Konferansı’nı, Mayıs ayında Endonezya /Bandung’da Uluslararası Aile Konferansı’nı tertip ettik. Bu konferansların yanı sıra İDSB’nin konsey toplantılarını icra ettik. Ayrıca bu yıl Ocak ayında Kazablanka’da “Sivil Toplum ve Gençlik” konulu 5. Gençlik Buluşması’nı ve Temmuz ayında İstanbul’da “İslam Dünyası’nda İnsan Hakları” konulu 6. Gençlik Buluşmasını organize ettik.

Muhterem kardeşlerim,

İslâm dünyası, büyük bir diriliş ve direniş çağı yaşıyor.

Kimliğini yeniden keşfetmenin, medeniyetini bir kez daha inşâ etmenin heyecanı ve hareketliliği içinde.

İDSB olarak bizler de bu tarihi dönemde İslam dünyasının birlikteliği için çalışmalar yapıyoruz.

Gelecekte de dünyanın neresinde Müslüman yaşıyor ve onun hayrına ne yapabilirsek İDSB olarak orada olacağız.

Ama hepsinden önemlisi İDSB’nin asıl gayesi ve hedefi bizatihi kendisidir. İslam dünyası sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelebileceği ittifak ve ittihat zeminidir İDSB.

Sadece bugün yaşanmakta olan Arap Baharı süreci yok gündemimizde. Meşru ve adil yönetimleri, hakça ve huzur içinde hayatı hak eden tüm Müslüman kardeşlerimiz bizim gündemimizdedir.

Zira inanıyoruz ki bahar gelecekse tüm İslam dünyasına birlikte gelecektir. Mazimiz, istikbalimiz, kaderimiz de ortak bizim.

Filistin, Keşmir, Doğu Türkistan, Patani gündemimizde olduğu kadar, Darfur, Mogadişu, Burma ve Çeçenya da gündemimizde.

İslamabad, Kabil, Bağdat, Kudüs kadar Şam, Kahire, Trablus, Bahreyn ve San’a da bizi derinden düşündürüyor.

Moskova, Paris, New York, Berlin ve Londra’daki kardeşlerimiz de İDSB’nin ilgi sahasında; Jakarta, Dakka, Kuala Lumpur, Tahran, Astana, Bişkek, Üsküp, Saraybosna, Priştina ve diğer İslam şehirleri de İDSB’nin gündeminde.

Hulasa, İslam dünyasının birliği, gelişmesi ve ilerlemesi için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

Saygıdeğer kardeşlerim,

Yarın yine İstanbul’da 13. Konsey Toplantımızı yapacağız. Hem İslam dünyasının güncel meselelerini değerlendireceğiz hem de İDSB’nin gelecek yıl programını ele alacağız.

Bugün burada siz kıymetli dostlarımızın katılımıyla gerçekleştireceğimiz Uluslar arası Endülüs Sempozyumu’nun ve yarınki toplantılarımızın hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Bu vesileyle sempozyuma ev sahipliği yapan değerli üyemiz İnsan ve Medeniyet Hareketi’ne, destek veren kamu ve özel kuruluşlara, tebliğ sunacak kıymetli hocalarımıza, ilginizden dolayı siz değerli kardeşlerime, tertip heyetimize ve İDSB sekretaryasına şükranlarımı sunuyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmamı bitirirken bir kez daha hoş geldiniz diyor, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Uluslararası Endülüs Sempozyumu Kapanış Konuşması

Ali KURT, İDSB Genel Sekreter Yardımcısı

Muhterem misafirler, değerli ilim adamları, kıymetli basın mensupları,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün düzenlediğimiz Uluslararası Endülüs Sempozyumu’nda birbirinden kıymetli tebliğler dinledik.

Konunun uzmanlarından Endülüs’ü her yönden el alma fırsatı bulduk.

Ümit ediyoruz, bu toplantı, bir nebze olsun araştırmacıların, talebelerin, genç kardeşlerimizin, sivil toplum kuruluşlarının ve kamuoyunun Endülüs’e olan farkındalığını artırmıştır.

Sekiz asırlık Endülüs tarihi ve sonrasında Endülüs Müslümanlarının başından geçenler ve buna Avrupa’nın ve İslam âleminin verdiği tepkiler çokça dersler ve ibretler çıkartılması gereken hadiselerden oluşmaktadır.

Bugün için çıkarmamız gereken en önemli ders “İslam dünyasının ittihadının en önemli değer olduğu” ve “Müslümanlarının İslam’a bağlılıkları nispetinde terakki ettiği” dersidir.

Zira Endülüs, İslam’ın değerlerini yaşadığı ve ittifak içinde olduğu dönemlerde ihtişamının zirvesine çıkmış, kurulan medeniyet, ulaşılan ilmi ve kültürel inkişaf, Endülüs’ü “Avrupa’nın en büyük üstadı” haline getirmiştir.

Avrupa sefalet ve çatışmalar içerisindeyken İber Yarımadasında, Endülüs’te İslâm’ın güzellikleri her sahada devletleşmişti.

Endülüs’ü yıkan, mahveden, yok eden ise Avrupa’nın düşmanlığından çok Müslümanların ittifaksızlığı ve değerlerine yabancılaşması olmuştur.

Bugün için Endülüs’ü kaybetmekten dolayı ağıtlar yakmak yerine, Endülüs İslam tecrübesinden çok dersler çıkartmalı, derinlikli çalışmalar yapmalı veya bu çalışmaları teşvik etmeliyiz.

İspanya’daki Müslüman kardeşlerimizle irtibatlarımızı artırmalı, doğru İslamiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu sadece İspanya’ya değil, dünyanın her köşesine ulaştırmak için şahsi, dünyevi, siyasi hesapları bir kenara bırakarak birlik içinde çalışmak zorundayız.

Tarık Bin Ziyad’ı İber yarımadasının derinliklerine kısa zamanda ulaştıran zaferlerinin önemli bir sebebi de devrin insanının mevcut, zalim ve halkı hiçe sayan idarelerden memnun olmamaları idi.   

Şimdi de insanlık mutlu değil. Mevcut ekonomik ve siyasi düzen insanlığa saadetten çok keder veriyor.

Şayet İslâm’ın mesajını insanlığa doğru iletirsek bu defa da manevî fetihler tahmin edemeyeceğimiz haşmette olacaktır.

Endülüs Medeniyeti tüm dünyaya ilham kaynağı olan muhteşem bir medeniyet ve o medeniyetin sembolü olan Kurtuba Camii’ni inşa etti.

Şimdi ise Kurtuba’yı ihya etme dönemindeyiz.

Coğrafyalar değil gönüller fethetme devrindeyiz.

Endülüs’ten dersler alarak, ittihat içinde gerçekleştirilecek manevî inkılâplarla İslam dünyasının yeni bir diriliş çağı yaşamasına, bir zamanlar Batı’ya akan medeniyet nehrine berrak İslamiyet suyunun taşınmasına katkıda bulunabiliriz.  

Bugünkü sempozyumun bizlere bu ilhamı verdiği ve bu duyguları yaşattığı kanaatindeyim.

Endülüs’ü anlamak konulu fotoğraf sergisi de toplantımızı renklendirdi ve bizdeki Endülüs duyarlılığını artırdı.

En kısa zamanda Endülüs sempozyumunun kayıtları gerek yazılı olarak gerekse görsel bir şekilde ilgililerin istifadesi için hazırlanıp çoğaltılacaktır.

Yarın gerçekleştireceğimiz İDSB’nin 13. Konsey toplantısında hem bu toplantımızı hem de son üç ay içinde düzenlediğimiz toplantıları, İslam dünyasının güncel meselelerini değerlendireceğiz.

İDSB olarak Endülüs Semzpoyumu gibi daha başka projeleri hep birlikte gerçekleştirmeye devam edeceğiz ve zengin ve ihtişamlı medeniyet değerlerimizi her fırsatta gündeme getirip parlak bir geleceğin yolunu beraberce açmaya gayret edeceğiz.

Bu vesileyle, ev sahibimiz İnsan ve Medeniyet Hareketi’ne, sempozyuma kıymetli tebliğleriyle ve çalışmalarıyla katılan saygıdeğer ilim ve san’at adamlarına, gönüllü teşekküllerin kıymetli başkan ve temsilcilerine, dünyanın dört bir yanından İstanbul’u teşrif eden İDSB üyelerimize, siz muhterem misafirlerimize ve dostlarımıza, destek veren kamu ve özel kuruluşlara, tertip heyetine, bilhassa mütercimlere şükranlarımı arzediyor hepinizi saygıyla selamlıyorum.